Uzun zamandır düşünüyorum.
Bu hayatta ne zaman yalnız kaldım diye…
Cevap net: Hep.
Yıllarca herkes bir şeyler istedi benden.
Sorumluluk istediler, fedakârlık istediler, dayanıklılık istediler…
Verdim.
Hiçbirinden kaçmadım.
Ama iş benim bir şeye ihtiyacım olduğunda,
benim omuzum çöktüğünde,
benim içim sıkıştığında…
Ortalık bir anda sessizliğe büründü.
Destek beklemiyorum, kimseden bir şey istemiyorum.
Ama insan bazen bir bakış, bir cümle duymak ister.
“Yanındayım” değil…
Sadece “gördüm” bile yeter.
Ama onu bile esirgediler.
Bu yüzden kırgın değilim artık.
Sadece gerçeği kabullendim:
Bu dünyada herkes kendisi için var.
Ben de kendim için varım.
Yıllardır omzumda taşımadığım yük kalmadı.
Ama tek bir kişiden bile “iyi misin?” duymadım.
Demek ki değer dediğimiz şey, ağırlığın değil;
insanların işine yaradığın kadarmış.
Beni en çok yaralayansa yalnızlık değil…
Bile bile yalnız bırakılmak.
Herkes senden alır, alır, alır…
Sıra senin bir adım istemene geldiğinde
birden herkes buhar olur.
Herkesin acelesi çıkar, herkesin işi gücü artar.
Komik.
Ama artık şunu öğrendim:
Kimse bana omuz vermeyecek.
Kimse benim için savaşmayacak.
Kimse benim yükümü taşımayacak.
Ve açık söyleyeyim:
Kimsenin taşımasını da istemiyorum.
Ben kendi yolumu kendim açtım,
kendi zincirimi kendim kırdım,
kendi derdimi kendim taşıdım.
Tükenmiş miyim?
Evet.
İçim yanıyor mu?
Evet.
Bazen sabah uyanınca “Bu düzen ne zaman bitecek?” diye soruyor muyum?
Evet.
Ama bir şey daha var:
Kimseye minnetim yok.
Ve kimseye mecbur değilim.
Eğer ayaktaysam bunun tek sebebi ben.
Eğer yürüyorsam kendi gücümle yürüyorum.
Desteği olmayan adam, kendi desteği olmayı öğreniyor.
Bugün yazdım çünkü içime atmanın da bir sınırı var.
İnsan kendini boğmasın diye bazen susup yazması gerekiyor.
Sonuç mu?
Evet yoruldum,
evet kırıldım,
evet tükendim…
Ama hâlâ dimdik duruyorum.
Bu hayatta ne zaman yalnız kaldım diye…
Cevap net: Hep.
Yıllarca herkes bir şeyler istedi benden.
Sorumluluk istediler, fedakârlık istediler, dayanıklılık istediler…
Verdim.
Hiçbirinden kaçmadım.
Ama iş benim bir şeye ihtiyacım olduğunda,
benim omuzum çöktüğünde,
benim içim sıkıştığında…
Ortalık bir anda sessizliğe büründü.
Destek beklemiyorum, kimseden bir şey istemiyorum.
Ama insan bazen bir bakış, bir cümle duymak ister.
“Yanındayım” değil…
Sadece “gördüm” bile yeter.
Ama onu bile esirgediler.
Bu yüzden kırgın değilim artık.
Sadece gerçeği kabullendim:
Bu dünyada herkes kendisi için var.
Ben de kendim için varım.
Yıllardır omzumda taşımadığım yük kalmadı.
Ama tek bir kişiden bile “iyi misin?” duymadım.
Demek ki değer dediğimiz şey, ağırlığın değil;
insanların işine yaradığın kadarmış.
Beni en çok yaralayansa yalnızlık değil…
Bile bile yalnız bırakılmak.
Herkes senden alır, alır, alır…
Sıra senin bir adım istemene geldiğinde
birden herkes buhar olur.
Herkesin acelesi çıkar, herkesin işi gücü artar.
Komik.
Ama artık şunu öğrendim:
Kimse bana omuz vermeyecek.
Kimse benim için savaşmayacak.
Kimse benim yükümü taşımayacak.
Ve açık söyleyeyim:
Kimsenin taşımasını da istemiyorum.
Ben kendi yolumu kendim açtım,
kendi zincirimi kendim kırdım,
kendi derdimi kendim taşıdım.
Tükenmiş miyim?
Evet.
İçim yanıyor mu?
Evet.
Bazen sabah uyanınca “Bu düzen ne zaman bitecek?” diye soruyor muyum?
Evet.
Ama bir şey daha var:
Kimseye minnetim yok.
Ve kimseye mecbur değilim.
Eğer ayaktaysam bunun tek sebebi ben.
Eğer yürüyorsam kendi gücümle yürüyorum.
Desteği olmayan adam, kendi desteği olmayı öğreniyor.
Bugün yazdım çünkü içime atmanın da bir sınırı var.
İnsan kendini boğmasın diye bazen susup yazması gerekiyor.
Sonuç mu?
Evet yoruldum,
evet kırıldım,
evet tükendim…
Ama hâlâ dimdik duruyorum.